Çalışan anne-babaların çocukları Şubat tatilinde ne yapıyor?
Ben çocukluğumun Şubat tatillerini pek hatırlayamıyorum. Hafızamda olan muhakkak bir kulak ağrısı çektiğim idi. Bir de kuzenimin İstanbul’a gelişi. Tabi bir de kar yağışı. Annemin kar yağıyor diye bana tuhaf tuhaf bereler giydirişi. Ama yine de kulağımın ağrımasına mani olamayışımız…
Şubat tatili özeti kar-kuzen-kulak ağrısı şeklinde 3K temeline dayanıyormuş benim demek ki…
Biz ne yapacağız dedi bu Şubat tatilinde bizim minik…
Tatilin 2. haftası işten mütevellit buralarda olamayacağım için, tuttum bu hafta izin aldım. Bugün iznin son günü. Onca program yaptım da kaçını gerçekleştirebildim? Bugün de planda Pera’ya gitmek vardı oysa. Niyet torbasından Pera yerine aşağıda kartopu oynamak çıkacak gibi. Hele bir şu tipi dursun da…
Tatile dair benim için en unutulmazı kızımla ilk kez birlikte kuaföre gidişimiz idi: Anne-kız yanyana koltuklara oturduk. Arkaya vererek başımızı, yan yana saçlarıızı yıkattık. Arada yan dönüp birbirimize kikirdedik. Kafamızda koca bir huni kıvamlı havlu ile Sophia Loren edası takınıp oturduk. O dünyanın en ciddi işini yaptırırcasına kendisini aynada izledi. Ben de saçı kesilirken onu. Aynı fönden çektirdik. (Kırık fön nedir allahaşkına?) Birbirimize “sen daha güzel oldun, yok yok sen benden çok daha güzel oldun” diye laf attık. İlk kuaför deneyimimizdi. Çok iyi hissederek ayrıldık oradan. Hatta hiç huyum olmamasına rağmen bulduğum herkese para sıkıştırdım. Oldum olası çok utandığım bu olaydan, o gün biraz daha az utandığımı farkettim.
Tatil boyu pek fotoğraf çekemedim. Cep telefonuyla çektiklerim hariç. Bu posttaki fotoğraf da birkaç saniye önnce sırf renk katsın diye konulmuşlardan. İlkay’ımın hünerli ellerinden çıkma bir yıldızcık. Şu an yazdığım bilgisayarın sol köşesinde duran makinamı alıp, sağ köşesinde duran bu mum ve yıldızı çektim. “Stare! It’s the wat to educate your eye and more.” diyor Walker Evans. Benim fotoğrafa dair faaliyetim soldan sağa uzanmaktan ibaret ise bugünlerde, verdiğim emeği biraz olsun sorgulamam gerek sanırım…
Sahi, valiz hazırlamak ne sinir birşey. Bilmediğin bir ülkede, bilmediğin bir şehirde ne giyilir, ne giyilmez, su girer mi, çamur sıçrar mı, gözlüğe ihtiyaç duyulur mu bilemeden yine birbirine uyumsuz şeyler koymak suretiyle ve kendime oralarda bir dünya söyleneceğimi bile bile valiz hazırlayacağım şimdi. Cannes’a gidiyorum sabah. Nedense hep kırmızı halıda uçuş uçuş bir elbise ile hayal ederken buluyorum kendimi…




E ne şahane bişey bunu duymak…
Cannes’da Uçuş uçuş bir elbisyle kırmızı halıda verdiğiniz pozları beliyoruuz
Aslında halılı-halısız tüm halleri, oraları görmek isteriz:)
İyi Yolculuklar…
http://www.ceylinolmez.com
Halı yok Ceylinin anneciği
Bizimki iş icabı ziyaret. Hayal etmek serbest nasıl olsa
kuaför deneyiminize bayıldım, kendimi ve kızımı koydum yerinize, heyecanlandım seneler sonrası için
ben de hiiiç sevemedim ve de yapamadım para sıkıştırma olayını, biliyorum çok sevinerek bekliyorlar ama benim için de utanç kaynağı, aşamadım gitti…
iyi yolculuklar
Yaşayın muhakak. Altı üstü kuaför ama çok mutlu döndük eve o gece işte…
İyi yolculuklaarr…
Keyifle geçer umarım herşey
Teşekkür ederim. Umuyorum…
Sevgiler…
cannes da uçuş elbise fikrine çok güldüm. sağol varol. benimde küçük kuzum biraz büyüsün bende tutucam onu elinden götürücem kuaföre. çok beklemeyeceğim sanırım. 7 aylık olmasına rağmen saçları omuzlara değmek üzere zira:) iyi yolculuklar sana.
ah bir kızım olsa da kuaforlere götürsem. kırık fönler çektirsem (nasıl birşeyse o?)!
gule gule git, inşallah sıcacıktır oralar, güneşi depolar gelirsin
güle güle git güle güle gel
seve seve.
kırmızı halıyı dönüşte biz serelim mi? istersen
O para sıkıştırmayı bende yapamam ah nasıl kızarırım eğer yapmaya cesaretlenirsem
çalışan anne-babaların çocukları….. böyle bir ayrım ne acı yaffff…. bide bizim cücenin örtmeni günlük vermiş hepicine sağ olsun var olsun… tatilin her günü yazılacak neler yapıldığı… Benim kuzum düşüyor kaç gündür… “anneeeeee yazcak bişii yok hergüne aynı şeymi yazılır” içimi acıtıyor… bağırmak istiyorum “çalışmakkk istemiyoruummmmm”
Ama yazını okuyunca en azından haftasonu sinema keyfinden önce bir kuaför keyfi yapılabilir… Özenerek size bi de biz kikirdeyelim bücürükle. Keyifli yolculuk yapman dileğiyle.İyi yolculuklar sana …
Cannes’ın havasını İstanbul’a benzetiyorum ben. güney Fransa olması itibariyle insan, bizim güney illerimizde olduğu gibi ılıman bir iklim beklentisine giriyor ama aslında ciddi bir soğukla karşılaşabilirsiniz. geçen yıl epey soğuk geçmişti.
Kuaför macerası Defne nin en güzel anılarından biri olacak çünkü benim de annemle öyle bir yaşanmışlığım var…İyi yolculuklar Tuğba..
İyi yolculuklar dilerim canım:)
Anne – kız kuaför maceranıza bayıldım
anne-kız olmak böyle birşey demek, süpermiş anne-kız kusaför seferi
fotoğraflar herzamanki gibi gayet hoş, yenilerini bekliyoruz.
iyi yolculuklar ve keyifli hafatalar dilerim.
Benim de bir kızım olsa, sürsem parmaklarına kırmızı ojeleri, beraber çektirsek fönleri, saatlerce mağaza mağaza gezip alsak cici elbiseleri! Ah ne hoş olurdu! Belki ilerde kısmet olur. Şimdilik biz anne -oğul arabalar, roketler, uzay ve evren ile ilgili paylaşımlar yapıyoruz sadece.
)